Kaşgarlı Mahmud XI. yüzyılda yaşamış bir Türk bilgini, gelmiş geçmiş dilcilerin en büyüğüdür, diyebileceğimiz bir Türk dilcisidir. Bu gün için, onun hayatından çok, kişiliği ve eseri üzerinde bilgi sahibiyiz.
Türk Dili Kamusu (sözlüğü) diye çevirebileceğimiz
Divanu Lûgati't - Türk ve Türk dilinin sentaksı (söz dizimi cevherleri) yani, cümle yapısı
bilgileri diye çevirebileceğimiz
Kitabu Cevâhirü''n-nahv fi lûgati't-Türk adlı iki dev eserin sahibidir. Ancak bu eserlerden ikincisi bugün elimizde değildir. Böyle bir eserin yazılmış olduğunu
Divanu Lûgati't Türk'te adının verilmiş ve kısaca da ondan söz edilmiş olmasından
anlıyoruz.
Kitâbu Cevâhirü'n-nahv, ya geçmiş devirlerde örneklerine sık sık rastlayabildiğimiz sebeplerle, tarihin karanlıklarına gömülüp gitmiş olan kayıp eserlerdendir, yahut da hâlâ uçsuz bucaksız eski kitap hazînelerinin derinliklerinde başka bir ad altında gizlenmektedir de
daha el vurulmadığı için gün ışığına çıkarılamamıştır. Türk dilinin ansiklopedik bir sözlüğü niteliğinde olan
Divanu Lûgati't-Türk ise elimizdedir. Bu tek eseri bile bugün Kâşgarlı Mahmud'u, Türk diline hizmet etmiş büyük şahsiyetler ve ölümsüzler arasına katabilecek niteliktedir.
Kaşgarlı Mahmud'un hayatı üzerindeki bilgilerimiz, bilmek
istediklerimize oranla oldukça az ve yetersizdir. Bu konuda bilebildiklerimiz yalnız onun
Divanu Lûgati't-Türk'ünde doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yer almış bilgilere dayanmaktadır.
Adından da anlaşılacağı üzere Mahmud Kâşgarlıdır.
Kâsgar XI-XIII yüzyıllar arasındaki dönemde, Doğu Türkistan'dan Maveraünnehre kadar uzanan ve ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar ülkesinin
başkentidir. Aynı zamanda XI. yüzyıl
Orta-Asya'sının büyük ve önemli bir kültür merkezidir de. Mahmud'un babası Hüseyin ve dedesi Muhammed,
Kâsgar'ın kuzey-doğusunda bir kasaba olan
Barsgan'lıdırlar.
Barsgan'ın o günkü adı da
Ordukent'tir. Mahmud'un kendisi
Kâşgar'da doğmuştur. Gerçi, son yıllarda yine
Divanu Lûgati't Türk'teki bazı ifadelere dayanılarak,
Mahmud'un da babası ve dedesi gibi
Barsganda doğmuş olduğunu, bu çevrede büyüdüğünü ve çocukluğunu
İli ırmağı kıyılarında geçirdiğini iddia eden
bir görüş ortaya atılmıştır. Bu görüşe göre, Mahmud'un kendisini Kâşgarlı olarak göstermesi sırf eserini o devir yazı dili olan
Hakaniye veya
Karahanlı Türkçesi ile yazmış olmasından ve
Kâşgar ilinin de o çağın önemli bir kültür merkezi olmasından ileri gelmektedir. Ancak, bu görüş bir kesinlik kazanamamıştır. Ne olursa olsun, Mahmud, adının
ayrılmaz bir parçası durumunda olan
Kâşgarlı sözünden de anlaşılacağı üzere, artık hep
Kâşgarlı olarak kabul edilegelecektir.
Kaşgarlı Mahmud'un doğum ve ölüm yılları da kesin olarak belli değildir. 1072-1074 yılları arasında
Divanu Lûgati'tTürk'ü tamamladığı zaman
kendisinin ileri bir yaşta olduğu göz önünde bulundurularak, Mahmud'un XI. yüzyıl içinde yaşadığı ve aynı yüzyılın sonlarına doğru öldüğü kabul edilmektedir.
Kâşgarlı Mahmud'un doğup yetiştiği bölgelerin hakimi olan Karahanlılar ülkesinde çeşitli Türk boyları yaşamakta idi. Kâşgarlı'nın bu boylardan hangisinden geldiği de, kesin olarak bilinememektedir. Ancak, onun
Türkiş diye adlandırılan
Tobsılardan yahut da
Tobsılarla ortak bir lehçe konuşan
Yağma Türklerinden geldiği görüşünde olanlar vardır.
Kâşgarlı Mahmud soylu bir ailedendir. Ataları Emirler (asıl söylenişi ile Hamirler) diye tanınan Karahanlı beyleridir. Bunlardan
Emir (veya
Hamir)
Tekin Türkistanı Samanoğullarından zaptetmiş olan bir beydir. Mahmud'un ataları olan beylerin, Karahanlılar ülkesinde Oğuzların oturdukları bölgeleri idare etmiş olmaları yahut da Karahanlılar ordusunun
onların kumandaları altında Oğuzlardan kurulmuş olması muhtemeldir.
Kâşgarlı Mahmud,
Divanu Lûgati't-Türk'ün başında, soyca Türklerin en ileri gelenlerinden olduğunu söylemekte, Karahanlı sülâlesinin tanınmış
kişilerinden rivayetler aktarmakta, Karahanlı devlet teşkilâtı ve saray gelenekleri üzerine geniş bilgiler vermektedir. Bu durum, onun Karahanlı hükümdar ailesine de yabancı olmadığına işaret sayılıyor. Kâşgarlı Mahmud,
hükümdar ailesinden gelmemiş olsa bile, herhalde o ailenin çevresindeki seçkin ve aydın bir zümreden gelmiş olmalıdır. Onun hayatı ile ilgili olarak yukarıdaki bilgilere, iyi bir nişancı ve iyi bir asker olduğunu da
ekleyebiliriz.
Kaynak eserlerde Kâşgarlı Mahmud hakkında bilgi bulunmamasının sebebi, Kâşgarlının ilk ana kaynak sayılan kendi eserinde, hayatı ile ilgili çok az bilgi vermiş olmasından ileri gelmektedir. Belki de o, hayatı
hakkındaki bilgileri sözlüğünden önce yazmış olduğu ve günümüze kadar gelemeden kaybolmuş bulunan söz dizimi ile ilgili kitabında vermiştir. Bunun dışında, o, çağının seçkin bir insanı, büyük ün yapmış bir bilgini
olarak eserlerinde doğrudan doğruya kendinden söz etmeyi uygun bulmamış da olabilir. İlim alanında bu kanaat oldukça yaygındır. Hakkında kaynaklarda bilgiye rastlanmamış olmasının bir başka nedeni de,
genellikle o çağın îslâm âleminde dinî ilimlere fazla değer verilip, onun dışındaki bilgilerle uğraşanlara gereken değerin verilmemiş olmasından ileri gelmektedir.
KÂŞGARLI MAHMUD'UN ESERİKâşgarlı Mahmud'u dilcilik alanına ve bilim dünyasına tanıtan eseri, bildiğimiz gibi
Divanu Lûgati't-Türk'üdür.
Divanu Lûgati't-Türk, Türk
dilinin ansiklopedik bir sözlüğüdür. Kâşgarlı bu eserini 1072 yılında yazmaya başlamış ve 1074 yılında, yani bundan 921 yıl önce tamamlamıştır. Kâşgarlı'nın eserini
Kâşgar'da mı yoksa
Bağdat'ta mı yazdığı kesinlikle
belli değildir. Ancak, o bu eseri yazabilmek için, o devir Türk dünyasını adım adım dolaşarak pek çok notlar almış, yığın yığın dil malzemesi toplamış; sonra da bu malzemeyi işleyerek ve çok iyi bildiği Arap
dilinin kurallarına göre düzenleyerek bir sözlük hâline getirmiştir.
Bu gün yeryüzünde eserin bir tek yazma nüshası vardır. Bu tek nüsha da bir şans eseri olarak kaybolmaktan kurtarılabilmiştir. Hikâyesi oldukça
ilgi çekicidir. Kilisli Rifat'ın anlattığına göre: "Meşrutiyet'in ilk yıllarında ve Emrullah Efendi'nin maarif nazırlığı ettiği sıralarda, eski maliye nazırlarından Nazif Paşa'nın akrabası olan bir hanım günlerden
birinde Sahaflar Çarşısı'na satılık bir kitap getirmiş; kitapçı Burhan Efendi de bunu satmak üzere Maarif Nezareti'ne götürmüştür. Ne var ki, Nezaret yani o zamanki Milli Eğitim Bakanlığı kitap için istenen 30
sarılirayı çok gördüğü için kitabı almaktan vazgeçmiştir. Bunun üzerine kitapçı bir de Ali Emirî Efendi'ye uğramayı uygun bulmuştur. Ali Emirî, kitabı şöyle bir inceledikten sonra değerini takdir ederek istenen 30
sarılirayı ödeyip hemen satın almıştır. Ancak, bundan sonrada Ali Emirî Efendi herkese bu eserin öneminden bahsettiği halde, kaybolur korkusu ile kitabı kimselere göstermez olmuştur. Onu görmek isteyip de
göremeyenler arasında devrin ünlü sosyolog ve fikir adamı Ziya Gökalp de vardır. Daha sonraki yıllarda harcanan uzun çabalar ve Sadrazam Talat Paşa'nın araya girmesi ile bu değerli eser Maarif Nezareti'ne
devredilerek ve Kilisli Rifat Bey'in denetimi altında 1915-1917 yılları arasında üç cilt hâlinde bastırılarak kaybolmaktan kurtarılabilmiştir. Aksi halde, bu kitap da nice değerli eserin alın yazısına uğrayarak
kaybolup gidebilirdi. Eser 1920-1939 yıllan arasında birkaç tercüme denemesinden geçtikten sonra, nihayet Besim Atalay'ın tercümesi ile 1939-1941 yılları arasında 3 cilt hâlinde ve buna ilâveten birer indeks
ve fotokopi ciltleri ile birlikte TDK tarafından yayımlanmıştır.
DİVANU LÛGATİ'T-TÜRK'ÜN YAZILIŞ SEBEBİDivanu Lûgati't-Türk, adından ve Arap dilinin kurallarına göre
düzenlenmiş olmasından da anlaşılacağı üzere, aslında Araplara Türkçe öğretmek üzere kaleme alınmış bir eserdir. Ancak, onun yazılışını böyle tek bir sebebe bağlamak da doğru değildir. Çünkü, Kâşgarlı Mahmud bu
görevi yerine getirirken hem Türk dili ile Arap dilinin karşılaştırmasını, daha doğrusu bir muhakemesini yapmış, hem de Türk dili ve kültürü ile ilgili geniş ve çok yönlü bilgiler vermiştir.
Böylece, o, Türkçenin ve Türk kültürünün o çağın îslâm topluluğu içindeki yerini belirtmeye çalışmıştır.
Bu noktaya biraz daha açıklık verebilmek için, öncelikle o devir Türk
dünyası ile İslâm ve Arap dünyası arasındaki karşılıklı bağlantılara şöyle bir göz atmak yerinde olur sanıyoruz.
XI. yüzyıl Türk dünyası, ta Çin sınırlanndan Bizans sınırlarına kadar
uzanan bir genişlikte idi. Asya'yı bir başından öteki başına kadar kaplayan bu geniş alanın doğu kesimi Uygur ve Karahanlıların, batı kesimi de Selçukluların elinde bulunuyordu. Bu siyasi sınırlar içinde, Uygur,
Karahanlı ve Selçuklu Türkleri dışında
Oğuz, Türkmen, Türkiş, Karluk, Yağma, Toxsı, Çigil, Kırgız, Kıpçak, Uğrak, Çaruk, Suwar, Bulgar gibi adlar almış, birbirinden ayrı ağız ve lehçeler konuşan çeşitli boylar ve
unsurlar yaşamakta idi. Böylece, XI. yüzyılın ikinci yarısında bir yandan ta
Bizans sınırlarına bir yandan da
Irak'ta Abbasî halifesinin oturduğu
Bağdat şehrine varıncaya kadar Türk üstünlük ve hâkimiyeti yayılmış
bulunuyordu. Öte yandan, Türkler Budizmi ve Manihaizmi bırakıp toplu olarak İslâm dinini kabûl ettiklerinden, artık İslâm medeniyeti alanına da girmiş bulunuyorlardı. Ayrıca, bu yeni medeniyet dolayısıyla, Orta
Asyada bilim ve kültür dili olarak Arapça da hâkim duruma geçme savaşı veriyordu.
Maveraünnehir bölgesi ile
Buhara,
Semerkant ve
Kâşgar gibi Türk illeri İslâm kültürünün de önemli merkezleri durumuna yükselmişti.
Türk ülkelerinde, Türkçe eserler yanında Arapça ve Farsça eserler de yazılıyordu. Öyle ki, Türk kültürü ile İslâm kültürü, Türk dili ile Arap dili karşı karşıya geçerek birbirlerini yenme savaşı veriyorlardı. Dinî
bakımdan Abbasî halifesine bağlı olan İslâm âlemi, o günün tarihî ve sosyal şartları dolayısıyla Türk'ün üstünlüğünü, maddî ve manevî gücünü de kabul etmek zorunda kalmıştı. Bu bakımdan İslâm-Arap âlemi Türkleri
tanımak ve dillerini öğrenmek gereğini duymuştu. İşte Kâşgarlı Mahmud bu gereği karşılamak üzere bir yandan Araplara Türk dilini öğretmek isterken bir yandan da Türkçenin Arapça ile atbaşı beraber gittiğini
ispatlamak istemiştir. Bu işi yaparken de dolayısıyla Türk kültürünün değer biçilmez bir hazinesini ortaya koymuş oluyordu. O, eserini yazıp bitirdikten sonra
Bağdat'ta devrin halifesi
Ebü' l-Kasım Abdullah'a
sunarken, Arapçanın bütün İslâm dünyasında, kültür dili olarak hâkim olduğu bir çağda: "
Tanrı yeryüzündeki erki (gücü) Türklere vermiştir. Bunların dilini öğrenmekte yarar vardır. Bu kitabı Araplara Türkçe
öğretmek için ve Türk dili ile Arap dilinin atbaşı beraber yürüdükleri bilinsin diye yazdım" diyebilecek kadar üstün bir Türklük sevgisine, üstün bir ana dil şuuruna sahip bulunuyordu. Bu konu ile ilgili bazı
satırları eserin tercümesinden olduğu gibi aktaralım:
"İmdi bundan sonra Muhammed oğlu Hüseyn, Hüseyn oğlu Mahmud der ki: Tanrı'nın devlet güneşini Türk burçlarından doğdurmuş olduğunu ve
onların mülkleri üzerinde göklerin bütün teğrelerini[1] döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi. Onlarla
birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi; bu kimseleri kötülerin -ayak takımının- şerrinden korudu. Okları dokunmaktan korunabilmek için, aklı
olana düşen şey, bu adamların tuttuğu yolu tutmak oldu. Derdini dinletebilmek ve Türklerin gönlünü almak için onların dilleri ile konuşmaktan başka yol yoktur".
"And içerek söylüyorum, ben Buhara'mn sözüne güvenüir imamlarımn
birinden ve başkaca Nasaburlu bir imamdan işittim, ikisi de senetleriyle bildiriyorlar ki, yalavacımız (Peygamberimiz S.A.) kıyamet belgelerini, ahir zaman kanşıkhklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkacaklannı
söylediği sırada Türk dilini öğreniniz; çünkü, onlar için uzun sürecek egemenlik vardır, buyurmuştur".
"Bu söz (hadis) doğru ise (sorgusu kendilerinin üzerine olsun) Tiirk
dilini öğrennıek çok gerekli (vâcib) bir iş olur; yok bu söz doğru değilse akıl da bunu emreder"[2].
"Türk dili ile Arap dilinin atbaşı beraber yürüdükleri bilinsin diye HaliFin Kitabü'l-ayn'ında yaptığı gibi, kullanılmakta olan kelimelerle
bırakılmış bulunan kelimeleri bu kitapta birlikte yazmak ara sıra yüreğime doğar dururdu"[3].
Divanu Lûgati't-Türk'ü, sıradan herhangi bir sözlük gibi kabul etmek
doğru değildir. Çünkü, o, yazarının üstün şahsiyeti ve birçok alandaki geniş bilgisi dolayısıyla, XI. yüzyıl Türk kültür tarihini pek çok yönleri ile aydınlatabilen bir kaynak eser vasfı kazanmıştır.
Kâşgarlı Mahmud'un, XI. yüzyıl Türk dünyasına yayılmış bütün Türk boylarının yaşadıkları bölgelerden, oturdukları büyüklü küçüklü yerleşim merkezlerinden buraları bizzat dolaşarak malzeme toplamış olması;
Karahanlı yazı dilindeki sözleri verirken, onları öteki Türk lehçe ve ağızlarından topladığı örneklerle karşılaştırması, gerekli yerlerde bunlar için ses bilgisi ve gramer açıklamaları yapmış olması, onun
eserini, modern dilcilik metodlarına göre hazrrlanmış ansiklopedik bir sözlük; geniş çapta karşılaştırmalı bir gramer durumuna getirmiştir. Elimizde, Türkçenin eski devirlerini ele alan bu vasıfta, bu genişlik ve
derinlikte başka bir eser bulunmadığından, Divanu Lûgat-it-Türk, Türk lehçe ve ağızları için değer biçilmez bir kaynak durumuna girmiştir.
Bunun dışında, Kâşgarlı Mahmud ele aldığı Türk boy ve kavimlerinin
oturdukları yerleri uzun uzun anlatmış, kullandıkları alfabe sistemlerinden, dillerindeki ses ve yapı ayrılıklarından, boy teşkilâtlarından söz etmiş; onların etnografyalarından tutunuz da
inançlarına, gelenek ve göreneklerine, edebiyat ve folkloruna varıncaya kadar ayrıntılı bilgiler vermiş, bu bilgileri gerektiğinde hadisler, atasözleri, şiir parçaları ve dörtlükler gibi canlı örnekler sıralayarak açıklamaya çalışmıştır. İlk Türk dünya haritası ve en eski Türk savları
(atasözleri) onun kitabında yer almıştır.
Kâşgarlı Mahmud'un, eserinde oldukça geniş ölçülerle yer verdiği Türk kavimlerinden biri Uygurlardır. VIII. yüzyılda Moğolistan'da, IX.
yüzyılda da Doğu Türkistan'da yüksek seviyede şehirli bir Türk kültürü geliştirmiş olan Uygurlar hakkında, Uygur devri metinlerinde tarihî bilgiler mevcut değildir. Bu kavim komşularınca da az tanınmış
olduğundan, XI. yüzyılda Kâşgarlı Mahmud'un kendi eserinde Uygurlar için vermiş olduğu bilgiler hayli değerlidir. Ayrıca, Kâşgarlı Mahmud, Uygurlardan doğrudan doğruya kendi adları ile bahseden ve haklarında çok
yönlü bilgi veren ilk Islâm dil tarihçisi vasfını da taşımaktadır. Bu konuda verilen bilgiler arasında, Kâşgarlı Mahmud'un mensup bulunduğu Karahanlı Devleti ile Uygurlar arasındaki savaşlara ait
tarihî hatıraların izleri olarak bir destan parçası durumundaki bazı dörtlüklere rastlanmaktadır. İşte bir örnek:
Kimi içre oldurup
Ilav suvın keçtimiz
Uygur tapa başlanıp
Mınğlak ilin açtımız
(Gemi içine oturarak
Ila suyunu geçtik; Uygur memleketine yönelerek Manglak elini fethettik).[4]
Uygur eline yapılan bir gece baskını anlatılırken de:
Tünle bile bastımız
Tegme yanğak bustumız
Kesmelehn kestimiz
Mınglak erin bıçtımız
(Geceleyin baskın yaptık, her yandaki pusuya girdik. Öyle ki, atalarının perçemlerini kestik ve Mınglak erlerini öldürdük) denmektedir.
Kâşgarlı'nın, eserinde sık sık söz konusu ettiği kavimlerden biri de
Oğuzlardır. Oğuzların dili, yani Türkiye Türklerinin atalarının konuşmuş oldukları Eski Oğuzca da öteki Türk boylarının lehçelerine bakarak daha ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Eserde Oğuzlar, Oğuzeli ve Oğuzca
üzerinde genişlemesine bilgi verilmiş olmasının sebebi, şüphesiz Oğuzların X, XI. yüzyıllar Orta Asya Türk dünyasındaki önemleri ile orantılıdır. Oğuz Türkmen boyları daha X. yüzyıldan ve Sirderya ırmağı
kuzeyindeki steplerden başlayarak. Sirderya, Maveraünnehir, Harezm ve Horasan bölgelerinde önemli bir yer tutmuş bulunuyorlardı XI. yüzyılda Büyük Selçuklu Devleti'nin batıya yaptığı göçler ve fütuhatlar ile, Oğuz
hakimiyeti Azerbaycan, Irak bölgelerine ve devrin büyük kültür merkezlerinden biri durumunda olan Bağdat'a kadar uzanmıştı. Orta Asya Türk dünyasında bu kadar önemli bir yer tutmuş olan Oğuzların Türk dili
tarihi bakımından etkisiz kalmaları elbette söz konusu olamazdı. Kâşgarlı Mahmud'un eserinde Oğuzcaya çok sık yer vermiş olması, herhalde bu durumla ilgili olmalıdır. Kâşgarlı'nın Oğuzca hakkında verdiği
bilgiler, dil tarihi açısından daha başka bir değer de taşımaktadır. Şöyle ki; VIII. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar değişik bölgelerde müstakil, fakat ayrı birer yazı dili hâlinde yol almış bulunan Türkçe,
tek bir kol hâlinde ilerlemiştir. Oğuzcanın gerek Orta Asyada gerek Anadolu bölgesinde müstakil bir yazı dili hâlinde kuruluşu XIII. yüzyıldadır. Elimizde XIII. yüzyıldan önceye ait yazılış alanları belli
metinler bulunmadığından bu gün için Oğuzcanın XIII. yüzyıl öncesi, sisli bir dönem durumundadır. İşte bundan dolayıdır ki, Kâşgarlı Mahmud'un Oğuzca için verdiği bilgiler bu lehçenin XI. yüzyıldan XIII. yüzyıl
ortalarına kadar uzanan devresinin tayini bakımından çok değerlidir ve iki dönem arasında bir köprü vazifesi görmektedir.
Bütün konuşma ve yazı dilleri gibi, Oğuzca da sürekli bir değişme yolu
izlediğinden, Divanu Lûgati' t-Türk vasıtasıyla Oğuzcanın tarihî gelişme durumu hakkında da değerli bilgiler alınabilmektedir. Ayrıca, bu eser sayesinde, Oğuzcanın, o devrin ortak yazı dili olan Karahanlı Türkçesi
ile öteki ağız ve lehçeler arasındaki yerini, onlarla birleşen ve ayrılan yanlarını da az çok öğrenebilmekteyiz. Çünkü, Kâşgarlı Mahmud, eserinde herhangi bir kelime veya dil kuralı üzerinde dururken
"Türklerce -yani Karahanlı Türklerince- böyle söylenir; Oğuzlarda karşılığı şudur; Oğuzlar bunu bilmezler; Çiğil, Yağma, Suvar ve Bulgar Türkleri ile Kıpçaklar bu söyleyişle ortaklaşırlar ya da ayrılırlar;
onların başka bir diyaleği vardır" gibi ayrıntılı açıklamalara da girmiş; gerektiğinde bunlar için örnekler de sıralamıştır.
Divanu Lûgati't-Türk'ün dil ve kültür tarihindeki yeri üzerinde ne kadar
dursak, ne kadar yazsak azdır. Sonuç olarak diyebiliriz ki, Kâşgarlı Mahmud, bu değerli eseri ile Türk milletinin kalbinde olduğu kadar Türk dil ve kültür tarihine de adını altın harflerle yazdırmaya hak kazanmış
üstün değerlerimizden biridir.
Sayın okuyucularımıza Türkçenin XI. yüzyılda nasıl bir dil yapısında olduğunu gösterebilmek ve günümüze gelinceye kadar ne gibi değişikliklere uğradığı hususunda bir fikir verebilmek için, yazımızı, aşağıda Divanu Lûgati' t-Türk'ten aktardığımız birkaç sav (atasözü) ve birkaç dörtlükle bitirmek istiyoruz:
SAVLAR :
Erdem başı tıl
'Erdemin, yani faziletin başı dildir.'
Ot tise ağız köymes
' Ateş demekle ağız yanmaz'
Közden yırasa köngülden yıne yırar
'Gözden ıraklaşan gönülden de
ıraklaşır.'
Tağ tağka kavuşmas kişi kişike kavuşur
'Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.'
Öd keçer kişi tuymaz, yalanğuk oğlı mengkü kalmas
'Zaman geçer kişi
duymaz, insanoğlu baki kalmaz.'
Suv körmeginçe etük tartma
'Suyu görmeden pabuç çıkarma.'
Tüzün birle uruş utun birle üsterme
'Ağırbaşlı ile uğraş, yüzsüzle
yarışma.'
Neçe munduz erse eş edgü, neçe egri erse yol edgü
'Ne kadar ahmak olursa olsun arkadaş yalnızlıktan iyidir;
ne kadar eğri olursa olsun, yol yolsuz kalmaktan daha iyidir.'
DÖRTLÜKLER :
Begler atın arğurup
Kadgu anı turgurup
Mengzi yüzi sarğarıp
Kürküm anğar türtülür
'Beyler atlarını yordular, kaygı onları durdurdu, yani sardı; benizleri
sarardı; sanki safran sürülmüştü'
Tumlığ kelip kapsadı
Kutluğ yayığ tepsedi
Karlap ajun yapsadı
Et yin üşüp emrişür.
'Soğuk gelip kapladı, kutlu yazı çekemedi; kar yağarak dünyayı kapattı
vücut üşüyerek titriyor'
Yığlap udu artadım
Bağrım başın kartadım
Kaçmış kutug irtedim
Yağmur küni kan saçar.
'Arkasından ağlayarak bozuldum, bağrımın yarasını deştim, giden saadeti
aradım, gözüm yağmur gibi kan saçar.'
Tümen çeçek tizildi
Bükünden ol yazıldı
Öküş yatıp üzeldi
Yerde kopa adrışur
'Yazın gelişi dolayısıyla, tümen tümen çiçek dizildi, yer altında
yatmaktan sıkılan bitkiler yerden fışkırıyor ve birbirinden ayrılıyor.'
Yaşın atıp yaşnadı
Tuman turup tuşnadı
Adğır kısır kişnedi
Ögür alıp okraşur
'Bahar dolayısıyla: bulut şimşek çaktırdı ve bulutlar coştu; kısrakla
aygır baharın geldiğini görerek kişnediler, her aygır kısrağını aldı.'
----------------------------------------------------
(*) Türk Dili Üzerine Araştırmalar, C.1, TDK Yay.:629, Ankara 1995
Millî
Kültür, C. 2, S. 10 (Mart 1981), s. 15-19.
[1]Çağın güneş batmaz imparatorluğu anlamıyla.
[2]Divanu Lûgati't-Türk Tercümesi, C. 1., TDK. Ankara 1939, s. 3, 4.
[3]Not 1'de g.e., s. 6.
[4]Divanu Lûgat-it-Türk Tercümesi, C. III, s. 178-1. Bu konuda geniş
bilgi için bk. Tahsin Banguoğlu, "Uygurlar ve Uygurlar üzerine." Türk Dili Araştırmaları Yıllığı, 1958, s. 103-106.